Lobicilik için kendi aramızda birlik şart PDF Yazdır e-Posta
Makaleler
Selahattin Aydoğan tarafından yazıldı   
Pazartesi, 21 Aralık 2009 19:29

Dünya genelinde Türklerin hakkını savunacak pek çok teşkilat faaliyet göstermektedir. Özellikle Avrupa'daki müstakil Türk teşkilatları gerek vatandaşlar arasında gerekse ülkeler arasında güzel faaliyetlerde bulunmaktalar. Lobicilik adına dünya genelinde yeterli varlık gösteremesek de, vatandaşlarımız arasındaki ilişkileri tesis edebilen teşkilatlar varlığını sürdürmektedir. Ancak Orta Asya'da bu yapılanmalar nedense hep ihmal edildi. Çünkü buraların da zaten bir Türk devleti olduğu anlayışı bu tip birliklerin önüne geçti. Halbuki Türkiye ile diğer Türk cumhuriyetlerini birbirine bağlayacak olan en önemli yapılar, sivil toplum örgütleridir. Her konuda yapılacak işbirlikleri bu örgütler sayesinde halk tabanına yansır. Sovyetler Birliği'nin yıkılışından bu yana devletler nezdinde her türlü anlaşmalar yapıldı ve ortaklık belgeleri imzalandı. Peki, bu, kardeşlerimizle yeterince temas kurmamıza yetiyor mu? Gerek bu coğrafyada bulunan öğrencilerin gerekse işadamlarının mutlaka birlikler kurmaları ve ülkeler arasındaki ilişkileri güçlendirmeleri gerekiyor. Türklerin her tavrı, toplum içerisindeki her hareketi bir temsiliyettir. Biz bu fırsat ve imkânlarla hem buradaki kardeşlerimize katkı sağlayacak hem de onların Türkiye ile bağlantısını sıkı tutacak bir takım faaliyetlere başlamalıyız.

Bu coğrafyada Türkiye'nin daima iyi şeyler yaptığı anlayışı hakim ve kendilerine de azami yardımda bulunacağından eminler. Bu, temsiliyetin verdiği bir özelliktir. Biliyorsunuz bugün Azerbaycan'daki kardeşlerimizin topraklarının belirli bir kısmı Ermenistan'ın işgali altında. Bu durumda neslin daha bilinçli yetişmesi ve uluslararası arenada kendisini ezdirmeyecek yapıya kavuşturulması lazımdır. Bu yapılar altında hepimiz kendi ihtisas alanımıza ait bilgilendirme çalışmalarını devam ettirmeliyiz. Bugün Avrupa Birliği Türkiye'yi de dahil ederek gençlik projelerine pek büyük miktarda hibeler sağlamakta ve fonlar oluşturmaktadır. Neden bu bölgelerin yönetimleri, İslam dünyası kendi bünyesinde bir proje fonu oluşturmuyor? Bu ülkeler gençlerimizi teşvik etseler, başkalarına muhtaç olmadan kendi işimizi kendimiz yapsak ilerlemeyi sağlam temelden yürüteceğimize inanmaktayım.

Buna ek olarak yine, Avrupa Birliği'nin öğrenci ve öğretmen değişim programı olan eğitimde mübadele konusu da mevcut. Türkiye'den Kırgızistan'a kadar gençlerimiz ve hocalarımız gitme imkanı bulsalar veya orada belirli bir süre eğitimlerini devam ettirseler, entegrasyon adına pek çok güzellikler ortaya çıkacaktır. Bu da aynen proje meselesi gibi devletlerin desteğinde veya hiç olmazsa üniversite ve yerel yönetimler desteğinde gerçekleşebilecek işlerdir. İşte bunun tesisine çalışmalıyız. Türkiye bu konuda bilinçli insanlara sahip. Pek çok etkinliğe, şenliklere ve başka türlü programlara gençleri teşvik etmekteler. Eğer bu sistem düzgün işlerse, Batı'ya ihtiyacımız olmadan işlerimizi görebileceğimiz zamanlar gelecektir. Bu teorik olarak zor gibi görünen ancak yapılması kolay bir iştir.

Aslında bu ülkelerin hepsi de ilgi gösteriyor çünkü bu konuda uzun müddetli bir açlık durumu söz konusu. Onlarla Çarlık Rusya'sında bir şekilde iletişim kuruyorduk. İttihat ve Terakki döneminde yine açık bir ara bulup kardeşlerimizle beraber olduk, Kafkas İslam Ordusu ile yanlarında yer aldık. Ancak Sovyetlerin devreye girmesi maddi ve manevi pek çok tahribatı meydana getirdi. Bu dönem içerisinde tüm Sovyet ülkelerinde bilim ve kültür alanında yükseliş dönemi başladı. Ancak manevi cephede çok büyük yaralar oluştu. En yalan tarih yazımı Sovyetlerde vardı. "Bu Türkler sizi kılıçla Müslüman etti. Yavuz Sultan Selim sizin kökünüzü kazımak istedi ve Şah İsmail'le savaştı..." şeklindeki yönlendirmelerle manevi bağları koparmak istediler. Tabii milli değerlerle beraber dinî duyguların da yozlaştırılması maalesef o nesli bitirdi. İşte bugün bu yarayı kapatacak tek ülke Türkiye'dir. Bizlerin üzerinde tarihi bir sorumluluk var ve buna göre hareket etmeliyiz. Türk dünyası her türlü iletişime hazır. Bizden daha istekliler. Bugün ülkemiz insanı maalesef bir Kazakistan veya Türkmenistan hakkında fazla bilgiye sahip değil. Ancak onlar hep takip ediyorlar. Ve bir el bekliyorlar. Turgut Özal Kırgızistan'a gittiğinde bir halk ozanı ona şöyle diyor: "Asırlar evvelinde çekik gözlü olarak atınıza binip gittiniz, bugün mavi gözlü halde uçakla geldiniz." Bu, büyük bir hasretin dışa vurumudur. Biz de bu heyecanı bilmeli ve ona göre hareket etmeliyiz. En sağlam şekilde nasıl ortak çalışmalar yapılacaksa bunun yollarını aramalıyız. Bunun için elimizde çok imkân var. Hepsinin de değerlendirilmesi şart üstü şarttır.

Selahattin Aydoğan 

 
Şuanda 5 konuk çevrimiçi
tasarim