İttihat ve Terakki darbeci miydi? PDF Yazdır e-Posta
Makaleler
Peren Birsaygılı tarafından yazıldı   
Çarşamba, 17 Mart 2010 23:01

Sıkça darbe tartışmalarının yapıldığı bu günlerde, sürekli tekrarlanan bir şey var. İslamcısından, liberaline, hatta solcusuna kadar pek çokları, ağız birliği etmişçesine Türkiye’de darbe geleneğinin İttihatçılar ile başladığını iddia ediyor. Ve ne zaman ekranda darbeler ya da darbecilik üzerine bir konu açılsa, “askeri darbe” ile iktidara gelen İttihatçıların imparatorluğu ne büyük bir felakete sürüklediğinden bahsediliyor. Üstelik ciddi tarihçilerin gülüp geçtiği bu safsataları, sözde tarih diye yutturmaya çalışıyorlar insanlara. 

İttihat ve Terakki düşmanlığının bayraktarlığını büyük ölçüde” liberaller” yapıyor. “İslamcılar” ise bu konuda liberallerden rol çalıyor. İslamcılığın yakın tarih hafızasının ne denli zayıf olduğu göz önüne alınırsa, bulundukları noktayı yadırgamamak gerekiyor aslında. Üstelik sırtlarını yasladıkları koskoca bir “Abdülhamit miti” de söz konusu… Ancak tuhaf olan, İslamcıların aslında kendilerini günahları kadar sevmeyen liberallerin sadece “konjüktür icabı” tavır belirlediklerini sezemiyor oluşu. Şartlar değiştiği takdirde sıranın kendilerine gelebileceğini akıllarını dahi getirmiyorlar. Yani taraflar kaygan bir zemin üzerinde bir araya gelmiş durumda. Ve bu suni birlikteliğin temel söylemlerinden birisini de “İttihatçı düşmanlığı” belirliyor.

Bu yüzden, son zamanlarda iyice moda haline gelmiş olan “İttihat ve Terakki düşmanlığı” nın adeta bir salgın hastalık halini alarak iyiden iyiye yayılmasını engellemek için,“İttihatçıların darbeciliği”konusunu tartışmaya açmak gerekiyor.

İttihat ve Terakki, sahiden de askeri darbe ile mi iktidara geldi, uzun uzun düşünmemiz lazım…

Ve bunun için de önce, “askeri darbe” neye denir onu bilmemiz gerekiyor…

Askeri darbe ne demek?


Askeri darbe, devletin askerî kurumlarına mensup kişiler ya da grupların “demokratik yollardan işbaşına gelmiş iktidarı” anayasal olmayan yollarla devirerek iktidara el koymasına deniyor. “Halk kitlelerinin desteğini almadan” yapılması, başka bir deyişle halka rağmen-halka karşı yapılması ve “köklü bir değişim hareketi olmaması” nedeniyle ihtilal ve devrimden ayrılıyor.

Öte yandan askeri darbeler, emperyalist devletlerin gelişmekte olan devletler üzerindeki hegemonyasını güçlendirmek amacıyla tercih edilen bir yöntem olarak da karşımıza çıkıyor.

Ve eğer Şili, Arjantin, Birmanya, Yunanistan ve Türkiye gibi, geçtiğimiz yüzyılda başından askeri darbeler geçmiş ülkelere bakarsanız, askeri darbelerin gelişime önü açık, en azından bunun için yeterli olanaklara sahip ülkelerde gerçekleştiğini görüyorsunuz…

Yıkılmakta olan değil…

Peki ya 2. Meşrutiyet; Darbe mi, İhtilal mi?


Tarihimizin en fazla abartılan şahsiyetlerinin başında hiç şüphesiz ki 2. Abdülhamit geliyor.

Ve bu Abdülhamit efsanesini güçlendirmenin, olmazsa olmazı ise, 2.Meşrutiyet’in ilan edilmesine neden olan İttihat ve Terakki Partisi düşmanlığı…

1876 ile başlayıp 1909’da biten 2.Abdülhamit döneminin, imparatorluğun sosyal-ekonomik ve siyasi anlamda özgürleşmesinin önünün kesildiği, çok koyu mutlakiyetçi bir dönem olduğu göz önüne alınırsa İttihat ve Terakki’ye neden karşı olduklarını anlamak ise gerçekten zor…

Ve yeni bir anayasa istemenin darbecilikle adlandırılmasının akla mantığa uyan bir tarafı yok…

Üstelik 1890’lı yıllardan itibaren artarak süregelen huzursuzluğun istibdatı daha da güçlendirdiği, her üç kişiden birinin saray jurnalcisi olduğu, devlet bürokrasisinde toplumun adalet ve namus inancını sarsan haksızlıkların-yolsuzlukların çoğaldığı ve artan vergilerle beraber yükselen memnuniyetsizlik düşünülürse, 2.Abdülhamit’e karşı kaldırılan isyan bayrağını haklı bulmamak için bir insanın aklından zoru olması gerekiyor herhalde…

Kaldı ki, İttihat ve Terakki Partisi liderliğinde gerçekleşen II. Meşrutiyet’in, Osmanlı’da daha önce karşımıza çıkan yenilik hareketlerinden çok farklı olarak, tepeden değil esasen tabandan gelen bir hareket sonucunda gerçekleştiği de tarihsel bir gerçek olarak duruyor karşımızda…

Buna kimsenin itiraz edecek hali yok zira 2.Meşrutiyet’in halk için ve halkın büyük bölümü tarafından desteklenerek gerçekleştirilen bir “İhtilal Hareketi” olduğu çok açık…

Yani ortada İttihatçı paşaların hırsları sonucu ya da 3-5 beş askerin fantezileriyle gerçekleştirilmiş bir darbe ya da baskı hareketi falan yok…

Aksine 1908 Anayasasının sonucunda olan düzenlemelerin siyasi ve sosyal hayatta nasıl olumlu gelişmelere yol açtığı, bu dönemde birçok siyasi teşkilatın, evvelden kapatılan ya da çıkmasına izin verilmeyen pek çok gazetenin, derginin, süreli yayının çıkmaya başladığı düşünülürse, İttihatçıların bazı kesimler tarafından anlatılanın aksine ne denli hürriyet yanlısı olduğunu görmek kolayca mümkün…

Bu yüzden, bugün sözde özgürlükleri savunan ve anayasa isteyen kesimlerin, dün özgürlüklerden yana olan ve anayasa isteyen kesimleri en bayağı yaklaşımlarla eleştirerek, statükodan ve baskıdan yana olmaları gerçekten çok manidar…

Ve imparatorluğu yıkmak değil aksine devrimci dönüşümlerle ayakta tutmaya gayret etmiş olan İttihat ve Terakki Partisini darbecilikle suçlamanın “akıl tutulmasından” başka bir izahı var mı, bilmiyorum…

Zira ortada ne demokratik yollardan seçilmiş bir iktidar var, ne de halka rağmen-halka karşı yapılmış bir hareket…

Yok eğer mevzubahis meşru yönetime karşı bir askeri darbe olarak yansıtılmaya çalışılan Bab-ı Ali baskını ise, bunun darbe falan olmadığını, aksine ordu içindeki Halaskar Zabıtan adlı hizipçi gruba karşı gerçekleştiğini anlayabilecek kadar analiz yeteneğine çoluk çocuk bile sahiptir herhalde…

İçimizdeki “İngilizler”

Başta söylediğimiz gibi, her ne zaman ekranlarda bir darbe tartışması yapılsa, birileri çıkıp “askeri darbe” ile iktidara gelmiş olan İttihat ve Terakki Partisi’nin memleketi ne büyük bir felakete sürüklediğinden bahsediyor.

Ve düpedüz bir ihtilal olan 2. Meşrutiyet’i ve ardından yaşanan değişimleri “askeri darbe” olarak göstermeye çalışıyorlar.

Üstelik bunu yapanlar, bugün yeni bir anayasa isteyen kesimlerin başında geliyor.

Dahası, böyle bir tutarsızlık kendine bolca taraftar bulabiliyor da…

Yani “6 ayda hallederiz” diye geldikleri topraklarda İngilizlere senelerce kök söktüren İttihat ve Terakki subayları aleyhinde kara bir propaganda yürütülüyor.

Birtakım adamlar, bu topraklarda gerçeklemiş tek Anti-İngiliz direniş hareketinin liderlerine, koyu bir padişah sultasının ardından yükselen “Hürriyet” çığlığının önderlerine karşı çok yoğun bir karşı propaganda sürdürmeye devam ediyorlar.

Minnettar olacakları adamlara kin kusuyorlar.

Başka bir deyişle, dünyanın dört bir yanında milyonlarca Müslüman’ı katletmiş olan İngiltere’nin ve İngiliz lobisinin zihinlere ektiği o düşünceler maalesef bugün dahi geçerliğini koruyor.

İşte sene 2010’da hala “İngiliz ağzıyla” konuşan Türkiye “aydınının” içler acısı hal-i pür melali…

 

Peren BİRSAYGILI 

 
Şuanda 9 konuk çevrimiçi
tasarim